Özellikle Kam, vahdet-i vücudun esası tasavvuf, tasavvufun esası da vahdet-i
vücuddur diyerek kaynağını bir olduğunu söyler. Böyle deyince de hemen akla
İbn Arabi gelmektedir. Panteizm denilince de Spinozanın akla gelmesi gibidir.
İbn Arabi bu fikirleri “Keşf ve vücud ehli” adıyla sistematize etmiştir. Vahdeti
vücud sonraki talebeleri tarafından kullanılmıştır. Ama bu da normaldir, zira
“İbn Arabi, “Müminler ve keşif ehli kimselerle vücut birliğine inanlar nazarın-
da hlak akli bir kavram; Hak ise görülen ve hissedilen bir varlıktır” demiştir.
Üstelik benzer görüşlere sahip “ilahiyyun” diye nitelendirilen filozof mutasav-
vıflar olduğu da açıktır. Nitekim Arabi’de bunları ilk defa dile getirenin kendisi
olmadığını, zaman müsait olunca, insanlar bu düşünceleri hazmeder hale ge-
lince ben bu irfan ilmeğini açtım, der.43
Türkistan’da Ahmed Yesevi, Bağdat’da Gavs-i Azam Abdulkadir Geylanı (ve-
fatı 561) Basra civarında Seyyid Ahmed Rufai, Mısır’da Seyyid Ahmed Bedevi
(vefatı 675) İbrahim Desuki (vefatı 676), Tunus’ta, Ebu’l-Hasan Şazeli (vefatı
656), Fas’ta Abdusselam Esmer, Endülüs’te Ebu Medyen (vefatı 580) gibi alim-
ler, çağdaş olarak veya az aralıklarla tarikatlarını kurmayı başarmışlardı.
Ayni, Şeyh-i Ekber ve Nur-u Ezfer (güzel kokulu nur) Muhyiddin b. Ara-
bi’in bu dönemde Mağrib’te (Batı) güneş gibi doğduğunu belirtir. Onun kadar
değişik konularda yazan islam düşünürü azdır. Sistemini tamamlamak için
felsefeye, kelama, fıkha, hadise, tasavvufa, şiire ve gaybi ilimlere başvurmuş,
hepsini aynı maksat altında yeni bir sistem oluşturmak için toplamıştır. Uz-
laştırdığı fikirlerin çeşitliliği ve sisteminin genişliği bakımından Plotin veya
Leibniz ile kıyas edilebilir.44
Onun ledunni ilmi Şeyh Ebu Medyen Mağribi (v.594) Cemaleddin Yunus
b. Yahya el Kassar, Ebu Abdullah et-Temimi el-Fasi, Ebu’l-Hasan b. Cami den
bir silsile içinde aldığını belirten Aynî onu sevmesini gerekçesini, “metafiziğe,
ahlakiyata dair en yüce ve ince değerlendirmeleri onda bulma” olarak açıklar.
Onu örnek almasının bir diğer nedeni de bazı şeyhler gibi, bir odaya kapanıp
inziva hayatı geçirmeyi düşünmemesi, vatanından çıkarak (hicri 598 senesin-
de) Mısır, Hicaz, Suriye, Irak ve Selçuklu ülkelerini gezip görmüş ve her yerde
o bölgenin en alim ve saygın insanlarını arayıp bulması ve sürekli ilim tale-
binde olması diye açıklar. Elinde kalem sürekli halkı aydınlatmaya, ahlakı dü-
zeltmeye çalışan İbn Arabî’nin Bursalı Mehmet Tahir Bey’den hareketle 275
kadarının isimlerin bilindiğini yazar. Yeni Cami kütüphanesinde Turhan Ha-
tice Sultan’ın kitapları arasında bir Fütuhat-ı Mekkiye Nakşibendi tarikatının
önde gelenlerinden olan Hüseyin Hamdi Efendi, Saffetu’l-Futuhati’l-Mekkiyye
fi Beyani’l-Hakaikı’l-ilahiyye ve’l-Kevniyye ismiyle özetlemiştir.