Şüphesiz ki din eğitimi ve öğretimi toplumun ortak bir ihtiyacıdır. Bu ihti-
yaç dünyanın bütün medeni ülkelerinde ilk, orta ve yükseköğretim düzeyinde
ele alınmıştır. Türkiye’de de zaman zaman tartışmalara konu olsa da din eğiti-
mi ailelerin ve devletin gündeminde daima var olmuştur. Biz iki gün boyunca
bu uluslararası kongrede yüksek din öğretiminin dününü, bugününü ve ge-
leceğini hem akademik hem toplumsal yönleriyle ele alacağız.
Yüksek din öğretiminin omurgasını oluşturan ilahiyat fakültesi kurum-
sal olarak ilk kez, 28 Ağustos 1900 tarihinde Osmanlı Devletinin ilk modern
üniversitesi olan Darülfünun’un bünyesinde “Ulumu Aliye-i Diniye Şubesi” is-
miyle açılmıştır. Bir bakıma 120 yıl önce açılan bu eğitim kurumu Türkiye’nin
ve İslam dünyasının ilk ilahiyat fakültesi olarak kabul edilmiştir. Aynı yıl eği-
tim öğretime başlayan bu fakültenin öğretim kadrosuna, Manastırlı İsmail
Efendi, Mehmed Esad Efendi, Sırrı Efendi, Rahmi Efendi, Abdullatif Harputî ve
Arapkirli Hüseyin Avni efendi gibi dönemin tanınmış İslam âlimleri müderris
olarak atanmışlardır.
Cumhuriyetin kuruluşundan sonra (1924) “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” nun
yürürlüğe girmesiyle ilahiyat fakültesinin devam edip edemeyeceği yeniden
tartışılmıştır. Bu konuda Mustafa Kemal Atatürk, “yüksek diniyat mütehas-
sısları yetiştirmek” üzere ilahiyat fakültesinin İstanbul Darülfünuna bağlı
olarak devam etmesine karar verilmiştir. 1933 yılına kadar Darülfünunun beş
fakültesinden biri olarak devam eden ilahiyat fakültesi üniversite sistemine
geçişte kapanmış ancak 60 yıl sonra 1992 yılında İstanbul Üniversitesinde
İlahiyat Fakültesi yeniden açılmıştır.
16 yıllık bir fetret döneminden sonra Ankara Üniversitesine bağlı bir ila-
hiyat fakültesinin açılması için 14 Ocak 1948’de bazı milletvekilleri Türkiye
Büyük Millet Meclisi’ne kanun teklifi sunmuştur. Böylece 4 Haziran 1949 tari-
hinde (5424 sayılı kanunla) Ankara Üniversitesine bağlı bir İlâhiyat Fakültesi
kurulması kabul edilmiş ve aynı yıl kasım ayında eğitim - öğretime başlamıştır.