İnsan ve toplum hayatını düzenleyerek onu özüne döndüren İslâm’ın zühd hareketini, bugün yeniden anlamaya ihtiyaç vardır. Hz. Peygamber’in vefatından sonra bu hareketin Zühd ve Rekâik kitapları yazıya aktarılmış, sonra kavramları ve çok sayıda klasik eserleri telif edilmiştir. Böylece tevhid hareketinin sosyal pratiği olan zühd hareketi, ilk şer’î disiplini vücuda getirmiştir. Hz. Peygamber (s) ve Hz. Ali ile öğrencileri Ebû Esved ed-Düelî (öl. 69/688) Hasan-ı Basrî (öl. 21-110/643-728), Abâdile, zühd müellefâtı ve sonra bu birikimle kaleme alınan er-Riâye/Muhâsibî, er-Risâle/Kuşeyrî, Kûtu’l-Kulûb/Ebû Tâlib-i Mekkî gibi sûfî klasikler, bir zühd hareketi tarihi ortaya koymuştur. Ancak güncel disiplin ve kavramlarla bu hareketin sosyo-ekonomik ve teopolitik açıdan da ele alınması gerekir. Çünkü Osmanlı devletinin gerilemesi, ihtilaller sonrası ideolojilerin etkisiyle tasavvufî kavramlar itibar kaybına uğratılarak tedavülden kaldırılmıştır. Tanzimattan başlayarak çeşitli kanunlarla Yeniçeri ordusu, meşihat makamı, evkâf, şer’iyye, tekâyâ ve zevâyâ gibi kurumlar lağvedilip sûfî unvanların kullanımı yasaklanmıştır. Türk üniversitelerinde tasavvuf tarihi, 1914-15 eğitimöğretim yılında Mehmet Ali Aynî (öl. 1945) tarafından ders olarak okutulmuştur. Maârif Bakanlığınca Dâru’l-Fünûn’larda tasavvuf derslerinin okutulması lâyihası 1908’de II. Abdülhamit Han’ın (öl. 1918) hal’inden sonra gündeme gelmiş ancak konunun kritik analizi yapılmamıştır. Günümüz sistematiğiyle bu hareketin tarihi M. Ali Aynî (öl. 1945), Ebu’l-Ulâ Afifî (öl. 1966), Fuad Köprülü (öl. 1966), Abdulhalim Mahmud (öl. 1978), Ebu’l-Vefâ Taftazânî (öl. 1994), Abdurrahman Bedevî (öl. 2002) gibi yazarlarca kaleme alınmıştı. Oryantalistler de harekete dair çalışmalarına (!) İslâm’ı tahrif, Hristiyanlığı özendirme amacıyla 1600’lerde Almanya, İngiltere ve Fransa’da başlamıştı. Tasavvuf klasikleri, batı dillerine tercüme edilmiş; Adam Olearius (öl. 1671), Johann W. Von Goethe (öl. 1832), Friedrich Rückert (öl. 1866), Ignac Goldziher (öl. 1921), Reynold Nicolson (öl. 1945), Louis Massignon (öl. 1962), Arthur Arbery (öl. 1970), Titus Burckhart (öl. 1984) gibi şarkiyatçılar tarafından incelenmişti. Hareketin mensupları, son iki yüzyılda kurtuluş savaşlarını başlatmış, emperyalist işgallere karşı direnmişlerdi. Bu nedenle tarikat hareketleri, işgalcilerin teorisyenlerince yakın takibe alınmıştır. Kaynağı, felsefi kökleri, eğitim yöntemleri araştırılarak sûfî teşekküllerin coğrafi ve mülkî haritaları çıkarılmış, hareket pasif hale getirilmiştir. Önderleri şehid edilmiş, tecrit, hapis ve sürgünlerle susturulmuştur. Tekke ve zaviyelerin iktisadi teşekküllerine el konulmuş Mekke, Medine, Kudüs, Kahire gibi beldelerdeki yapıları kapatılmıştır. Ancak ideolojiler çağının tükenişi (1970) ile birlikte bugün, Türk-İslâm devletlerinin resmi düşüncesi olan tasavvufa ilgi, yasaklara rağmen giderek artmaktadır. Bu çalışmada, Medine İslâm Devleti’nin dayandığı zühd/sûf hareketinin tarihi; kavramları, teşekkülleri (tarikatlar), telifleri ele alınmaktadır. İslâmî değerleri muhafaza eden, toplumsal değişimi gerçekleştiren ve bireye şahsiyet kazandıran zühd hareketi, çeşitli açılardan analiz edilmektedir.